Eski Medeniyetler

ÇİN MEDENİYETİ

Çin'in tarihi Yontma Taş Devri'nde başlamıştır. Şensi ve Kansu'da Türk kültürü etkili olmuştur. Tunguz, Moğol, Türk ve Tibet kültürleri Çin'de etkili olmuştur.
Çin'de egemen olan dinlerin başında, Taoizm, Konfüçyüsçülük ve Budizm gelir. İpek üretimi sayesinde İpek yolu gelişti.
Çinliler Çin yazısını kullandılar.
M.Ö. XI' yy'da mürekkep kullandılar.
M.Ö. 105'li yıllarda kağıdı icat ettiler.
M.S. 650'de matbaayı kullandılar.

Çin Tarihi- Eski Çin, İmparatorluk Dönemi Çin, Çinliler Sülalesi

Çin'in tarihi kesintisiz biçimde, çok eski çağlara kadar uzanır. Çin'le ilgili ilk bilgileri edinen Avrupalı Cizvit rahipler, Çin tarih yapıtlarından aldıkları bu bilgileri Batı'ya yanlış biçimde yansıtmışlar, böylece Avrupa'da Çin uygarlığının, zenginliği kuşku götürmemekle birlikte, kalıplaşmış, her türlü dış etkiden sıkı sıkıya korunmuş, hiçbir evrim geçirmemiş bir uygarlık olduğu sanılmıştır. Oysa, geleneksel Çin düşüncesi, ne türden olursa olsun, yeniliklerden hoşlanmamıştır ama, genellikle sanıldığı gibi kapılarını her türlü değişikliğe sımsıkı kapamış bir düşünce de değildir.

Çin'in tarihsel kaynakları son derece çeşitli ve zengindir. Çinliler geçmişlerine büyük saygı duyduklarından, çok erken tarihlerden başlayarak, ülkede tarih yapıtları büyük ölçüde gelişmiş, daha İ.Ö. II.yy'da tarihçi Sı-ma Çien, özgün bir yapıt oluşturmuştur: Eskiçağ'm geleneklerini bir araya toplayan ve kökenlerinden başlayarak Çin tarihini anlatmayı amaç alan Şı-ci (Tarih Anılan). Tarihçi Ban Gu'ysa (İ.S. 32-92), sülale yıllıklarının ilk örneğini ortaya koymuştur. Sülale yıllıkları (toplam 25 yıllık), asıl yıllıkların yanı sıra, kronolojik tablolar, incelemeler (dinsel törenler, gökbilim, sulama ve tarım düzenleri üstüne), ilgili sülale döneminde yaşamış ünlü kişilerin (dürüst bakanlardan, yol kesen haydutlara kadar) yaşamöykülerini içerirler. En özgün yanları, tasarlanış biçimleridir: Her sülalenin yazarları, her imparatorun döneminde toplanmış belgelerden yararlanarak, bir önceki sülalenin tarihçesini yazmakla yükümlü tutulmuş, hattâ 1911'den sonra, Cumhuriyet dönemi tarihçilerinden bir grup, son sülalenin tarihçesini yazmaya girişmişlerdir. Ama bu tarihçilik yöntemi, kurulu düzenin haklı gösterilmesi amacıyla tasarlanmış olduğundan, güçsüzlüğü de ortadadır. Konfuçius kuramına göre, tanrıdan yetki almış kişi hükümdar olur. Halkına haksızlık ederi hükümdar, bu yetkiye layık sayılmadığından, tahttan indirilmesi yerinde olur. Dolay isiyle, kralı devirmekte başarısız olan kişi isyancı sayılır; başarılı olansa, tanrının seçtiği kişidir. Bir sülale boyunca, tanrıdan alman yetkinin yıpranması sonunda bir "yozlaşmış kral"ın tahta çıkması, geleneksel Çin tarihinin sülale çevrimini oluşturur. Bu anlayışın sonucu olarak tarihçiler, yaşadıkları dönemdeki sülalelerin tahta çıkışını hakh göstermek için (hiç değilse imparatorun isteğiyle yazılan resmî tarihlerde), bir önceki sülalenin son dönemlerine çeşitli sevimsiz olaylar eklemişlerdir: Sülalenin devrileceğini, tanrıların verdiği yetkinin geri alınmak üzere olduğunu belli eden gökbilim olayları (kuyrukluyıldızlar); doğal olaylar (canavarların doğması); toplumsal olgular (doğal belirtilerden farklı sayılmayan halk ayaklanmaları). Bütün bunlara karşın, Çin tarih yapıtları tartışma götürmez ölçüde değerlidirler; yalnız, modern bilim adamları tarafından eleştirici bir bakış açısıyla ele alınmaları gerekir.

Geçmişte pek çok eski yapıt meraklısının bulunduğu bir gerçekse de, arkeoloji, Çin'de yakın zamanlarda gelişmiş bir bilim dalıdır. Geçmişle ilgili pek çok kalıntı, ancak yakın dönemde ortaya çıkarılmıştır (Çinliler yapılarını taraçalar üstüne kurduklarından temel kazmamışlardır; temel kazmamış olmalarının başlıca nedenlerinden biri, toprağın altında uyuduklarına inandıkları ejderhaları uyandırmaktan korkmalarıydı) .

Çin tarihinde bir Eskiçağ, bir Ortaçağ, bir Yakınçağ ayırmaya kalkışmak, bu ülkeyi, hiç benzemediği Batı'nın çerçevesine zorla uydurmak anlamına gelir. Sülalelere göre ayrım yapmak da pek parlak sonuçlar vermez: Evrim ya daha hızlı ya da daha yavaş olmuştur. Çin tarihinde tek kesin kopukluk, Çin'ler sülalesiyle ortaya çıkmış, soylulara dayanan ve feodal nitelikli bir düzene son verilerek, bürokrasiye dayanan bir imparatorluk düzeni
getirmiştir. Bu kesin dönemeç temel alınarak, Çin tarihinde iki dönem ayırt edilebilir: Eski Çin; imparatorluk dönemi Çin'i.

Pitekantropus'a (PithecanthropusJ yakın olan Pekin insanı (Sinanthropus peJdnensis), Lan Dien insanı ve insanlık tarihini (Çin tarihini değil) ilgilendiren birbirinden kopuk Yontmataş devri kültürleri bir yana bırakılırsa, özgün bir Çin uygarlığından ancak, Yang Şao ve Lung Şan Cilalıtaş devri kültürleriyle (İ.Ö. III. bin-yıl) söz edilebilir. Huang-ho havzasıyla sınırlı olan bazı taştan gereçlerle, yüksek nitelikli kırmızı {Yang Şao) ve siyah (Lung Şan) toprak çömleklerle nitelenen söz konusu kültürlerin, gerçekte hemen sonraki Şang'lar dönemi tunç uygarlığıyla birçok ortak özellikleri vardır, (toprağa kazılı konutlar; kâhinlikte kullanılan kemikler; sık raslanan gri çömlekler). Şang'lar döneminde tunç (ama soylulara özgü bir ayrıcalık olarak kaldı ve araç gereç yapımında kullanılmadı) ve yazı bulunmuştur.

Bu arada oluşan ve Çou'lar sülalesi döneminde en parlak dönemini yaşayan feodal düzen, İ.Ö. VI. ve V. yy'lardaki büyük çalkantılara kadar ayakta durmayı başarmıştır (söz konusu dönemde demirin ortaya çıkmasıyla tarımsal etkinlikler yoğunlaşmış, nüfus artmış, merkezi bir rejim kurma gereği ortaya çıkmıştır). Efsaneye göre, ilk Çin hükümdarları (yazıyı bulan Fu-hsi; tarımı bulan Şın-nung; Çinlilere giyinmesini, barınmasını, vb'ni öğreten Huang-di) ve onları izleyen sülale (Hsia) daha ilk zamanlardan başlayarak,imparatorluk çağındaki kadar kalabalık ve geniş olan bir Çin'i yönetmişlerdir. Söz konusu' efsaneler aslında, Çin devletinin eskiliğini kanıtlamak için, yerel efsanelerin kesintisiz bir tarih çerçevesinde birleştirilmesiyle ortaya çıkmışlardır; ilk imparatorların tümü, değişik görünümler altında, uygarlık getiren kahraman tipini canlandırırlar. Aslındaysa, tek bir iktidar altında toplanmaktan uzak olan Çin uygarlıkları, birbirlerinden günümüzdekinden daha sıcak olan Kuzey^Çin kurlarıyla (filler ve gergedanlar avlanıyordu) ve çeşitli halklar (henüz özümlenmemiş Çinliler) tarafından ayrılıyor, doğayla uyum içinde bulunmaya özen gösteren küçük kırsal topluluklar halinde yaşıyorlardı. Bu anaerkil kökenli toplumun toteme dayanan, klan özellikleri gösteren yanları vardı. Toplum içinde yükselme aracı, savaşlarda yararlık göstermek ve tunç dökmeyle uğraşmaktı: Dökümcü derneklerinin, ilk kent çekirdeklerinin (el sanatçılarının toplandıkları site-saraylar) temelini oluşturdukları sanılır. Kral Şang'm (İ.Ö. 1450) çevresinde toplanan hizmetkârlar, kâtipler, yazıcılar ya da kâhinler (yazı,o zamanlar kâhinliğe bağlıydı), feodal soyluların kökenini oluşturdular. Bu sınıfın üyelerini toprak sahibi yapmak yetkisi yalnızca kralındı; ayrıca, toprağı verdiği gibi geri de alabilirdi. Yakılan topraklar üstünde yarı göçebe tarım yapılması her köy için uçsuz bucaksız genişlikte alanlar gerektirdiğinden, nüfus yoğunluğuysa nispeten düşük (tarım çalışmaları dönemlerinde, köylüler çok uzakta olan tarlalarda kalırlardı) olduğundan, zamanla "bey"lerin ve topraklarının sayısı büyük ölçüde arttı. Böylece bir dizi karmaşık bağımlılık ilişkisi ortaya çıktı: Kralın görevi, güç durumda kalan derebey-lere yardım etmekti; onlar da bu yardıma karşılık krala vergi veriyorlardı.

Şang'lar döneminin sonlarına doğru doğan feodalite, Çou'lar sülalesi zamanında (İ.Ö. llüü-İ.Ö. 222), en parlak çağını yaşadı. Söz konusu dönemin ortalarına (Î.Ö. VIII. yy.) doğru kralın gücü azaldı ve yeni güçler oluştu: Ülkenin sınır kesimlerindeki prenslikler, ellerindeki yeni olanaklardan (Çi'de tuz ve demir tekeli) da yararlanarak, güçlerini büyük ölçüde artırdılar. Derebeylerin en güçlüsünün kral adına öbür beylere egemen olduğu bu dönemi izleyen "savaşan krallıklar dönemi" nde (İ.Ö. 480-İ.Ö. 222), derebeyleri her türlü bağımlılıktan sıyrılarak kral unvanını aldılar. Başlıca yedi "krallık" arasında patlak veren bitmek bilmeyen savaşlardan sonra, Çin derebeyi ülkeyi yeniden birleştirmeyi başardı (İ.Ö. 222) ve kendini Çin Şı-Huang-Di adıyla ilk imparator ilan etti (İ.Ö. 221). Derebeylik
düzeninin yok olmasının başlıca nedeni, anlayışın değişmesiydi: Merkezden uzaktaki beyler, merkezdeki beyler gibi saray yasalarına ve belirli kurallara uygun savaşlara saygi duymuyorlardı (oysa derebeyliğin ilk dönemlerinde, düşman beyliği yok etmek düşüncesi akıldan bile geçmeyecek bir şeydi); ayrıca, savaş anlayışı da gelişmiş, atlı askerler, daha güçlü silahlar kullanılmaya başlanmıştı. Savaşan krallıklar döneminin başlangıcında, derebeylerin zincirden boşanmış gibi birbirleriyle çarpışmaları, eski düzenin altüst olması, alışılmış kuralların umursanmaması, Çin düşüncesinin tarihindeki en büyük felsefe bunalımını doğurdu. "Yüz okul dönemi" diye nitelenen bu dönemde, işsiz kalan düşünürler, Çin'in her yanım dolaşıp kendilerini dinleyecek, ilkelerini uygulayarak yeryüzünde düzeni yeniden kuracak bir hükümdar aradılar. Söz konusu düşünürlerin en iyi örneği olan Konfuçius, insan ilişkilerini yoluna koyabilecek tek güç olan eski kurallara saygıyı öneren, eğitime dayanan özgün bir düşünce biçimi ortaya attı. Han Fey-dzı ve yandaşlarıysa ("yasacılık okulu";Çin hükümdarlarının akıl hocalarıydılar), hükümdarın etkili olup, cezalandırmaya başvurmasını öneriyorlardı. Bu iki temel eğilime tepki gösteren Lao Dzı (taoculuğun kurucusu) da, dünyadan el etek çekmeyi, insancıl tutkulardan arınmayı öğütlemekteydi. Günümüze öbür okullarla (kâhinler okulu; yin ve yang okulları; tarım okulu) ilgili çok az bilgi kalmış olmasına karşılık, Konfuçius öğretisi, yasacılık ve taoculuk, buddhacılıkla birlikte yakın döneme kadar Çin düşüncesinin kaynakları olmayı sürdürmüş, bu okulların gölgesinde gelişen son derece zengin edebiyat, modern Çin edebiyat ve düşüncesinin kurallarını ve örneklerini oluşturmuştur.

MISIR MEDENİYETİ

Kuzey Afrika'da NİL NEHRİ ve etrafında kurulmuş olan bir medeniyettir.
* Etrafının çöl ve denizlerle kaplı olması, diğer medeniyetlerle etkileşiminin daha az olmasına sebep olmuştur. Bu yüzden Mısır Medeniyeti KENDİNE ÖZGÜ bir medeniyettir. Ancak başka medeniyetleri etkilemiştir.
* Önceleri NOM adı verilen şehir devletleri varken, MÖ.IV. binden itibaren Kral MENES'ten itibaren merkezi krallık haline gelmiştir. Kral Menes'le FİRAVUNLAR DEVRİ başlar.
* Mısır krallarına FİRAVUN denirdi. Firavunlar dini ve siyasi otoriteyi kendilerinde toplamışlardı. Kendilerini Tanrı olarak ilan etmişlerdi.
-İlk yerleşim tarihi MÖ 4 bin yıllarına kadar çıkmaktadır.
-Mısır tarihi üç bölümde incelenir: Eski, Orta ve Yeni Mısır.
-Mısır tarihinde 30 sülale egemen olmuştur.
-MÖ.1280'de Hititlerle KADEŞ ANTLAŞMASINI imzaladılar.
-Ege göçleri Mısır İmparatorluğunu zayıflattı.
-Mısır, sırasıyla Hiksoslar, Habeşliler, Asurlular, Persler, Büyük İskender ve Romalılar tarafından işgal edildi.

*Kültür ve Uygarlık:
-Mısır Krallarına Firavun denirdi ve insan şeklinde bir ilah kabul edilirdi.
-Devlet idaresinde maaşlı memurlar bulunurdu.
-Ülke Nom adı verilen illere ayrılmıştı. Başında "Anez" adı verilen valiler bulunurdu.


*Din:
-Mısırda çok tanrılı bir dini inanış vardı. Tanrılar tabiat ile ilgiliydi (gök, su, toprak, insan vs.)
-En önemli tanrıları güneşi simgeleyen Amon-ra, Nil ve iyilik tanrısı Öziris (ölüler tanrısı), analık ve bereket tanrısı İsis, kuraklık ve kötülük tanrısı Set, (vs).
-Mısır tarihinin ilk dönemlerinde Horus adı verilen bir tanrıya inanılırdı.
-Bu dönemde ilk krallık ortaya çıkmıştır.
-Hiyeroglif yazısı bu dönemde bulunmuştur.
-Öldükten sonraki hayata inanılırdı.
-Mısır'daki TANRI KRAL anlayışı, Mezopotamya'da ise RAHİP KRAL anlayışının egemen oluşu hem Mısır hem de Mezopotamya'da LAİK olmayan yönetim anlayışını yansıtmaktadır.
-Dinleri çok tanrılıdır. tanrılarını insan veya hayvan şeklinde tasavvur etmişlerdir. Firavunlar için PİRAMİT'ler yapmışlar, ölülerini mumyalamışlardır. Bu durum öldükten sonra dirilme inancının olduğunu göstermektedir. Halk mezarlarına ise LABİRENT denilirdi.

*Ordu:
-Devamlı ordu vardı ve ihtiyaç halinde halk da silah altına alınırdı.

*Yazı:
-MÖ 4 bin yıllarında Hiyeroglif yazısını kullanmışlardır.
-Papirüs kağıdı kullanılmıştır.

*Bilim:
-Matematik, eczacılık, kimya ve tıpta çok ileri gidildi.
-Geometri sınır tespitinden dolayı; tıp ölülerin mumyalanmasından dolayı, iç organların tanınmasıyla gelişmiştir.
-Pi sayısını bulmuşlardır.
-Astronomide gelişmişlerdi. Rasathaneler kurmuşlar ve Nil nehrinin taşma sürelerini hesaplamışlardı.

ANADULU MEDENİYETLERİ

Hititler



• M.Ö 2000 yıllarında Anadolu’ya gelerek

Anadolu kelimesi Yunanca güneşin doğduğu yer anlamına gelen “Anatoli”dan doğmuştur. Romalılar, kendi topraklarına göre doğuda kaldığından buraya doğu toprağı anlamında Thema Anadolia demişlerdir. Anadolu isminin bir bölge adı olması ise Selçukluların Anadoluya gelmesiyle başladı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/kızılırmak|Kızılırmak]] çevresinde devlet kurmuşlardır.


• Başkentleri

Kızılırmak Nehri Türkiye topraklarından doğarak yine, Türkiye topraklarından denize dökülen en uzun akarsudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Deniz taşımacılığı için kullanılmaz. Başlıca kolları Delice Irmağı, Devrez ve Gökırmak’tır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/hattuşaş|Hattuşaş]] (Boğazköy) şehridir.

Hattuşaş (Boğazköy) Çorum'un Sungurlu ilçesinin 22km güneydoğusundaki Boğzkale ilçesinin (Boğazköy) 4km doğusundadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/çorum|Çorum]] yakınlarındadır.


• Hititliler Suriye’yi ele geçirmek için Mısırlılarla savaşmışlardır.Bu savaşın sonunda iki devlet

arasında

Çorum Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümü ile Anadolu’yu bağlayan geçit bölgede kurulmuş olan il. Güneybatıda Kırıkkale, kuzeyde Sinop, Kastamonu ve Samsun, güneyde Yozgat, doğuda Amasya, batıda Çankırı ile çevrilmiştir. 39°51’ ve 41°20’ kuzey enlemleri, 34°04’ ve 35°28’ doğu boylamları arasında yer alır. Orta Anadolu platosunun kuzey kısmındadır. Denizden yük
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/kadeş_antlaşması|Kadeş Antlaşması]] imzalandı.


• Kadeş Antlaşması (M.Ö 1280) Dünya tarihinde iki devlet arasında yapılan ilk antlaşmadır.



kaynak
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Hitit Devleti M.Ö 1200 yılında Anadolu’ya gelen

bkz. Hititler ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/frigyalılar|Frigyalılar]] tarafından yıkıldı.


Frigyalılar


• M.Ö 1200 yıllarında Hititlerin yıkıldığı bölge üzerinde ve Ankara ,Eskişehir ,Afyon dolaylarında devlet kurdular.

• Devletin başkenti Ankara’nın Polatlı ilçesi yakınlarındaki Gordion şehridir.

• Frigyalılar krallarına Midas ünvanı verirlerdi.

• Tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Tarım ve hayvancılıkla ilgili sert kanunlar koymuşlar tarıma ve hayvancılığa zarar verenleri şiddetle cezalandırmışlardır.

• Frigyalılar M.Ö 7.yüzyılda

M.Ö. 12-7. yüzyıllar arasında Anadolu’nun batısında hakimiyet kuran topluluk. Frigler M.Ö. 1200 yılından sonra Trakya’dan Anadolu’ya dalgalar halinde gelmişlerdir. Bunların yerleştikleri bölgeye Frigya denmektedir. Bu bölge Tuz Gölünün kuzeybatısında kalan mıntıka ile bunun kuzeybatısında kalan yerlerdir. Hitit İmparatorluğunun parçalanması üzerine Orta Anadolu yaylalarına yayılarak başkent Gordion’u ve önemli bir dini merkez olan Midas (Yazılıkaya) şehirlerini kurdular.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Kafkaslardan Anadolu’ya gelen Lidyalılar tarafından yıkılmıştır.


Lidyalılar


• Gediz ve Büyük Menderes ırmakları arasında kurulmuştur.

• Kral Giges zamanında bağımsız bir devlet kurmuşlardır.

• Başkentleri Sard şehridir.( Bugünkü Manisa-Salihli yakınlarındadır.)

• Ticaretle uğraşmışlardır.Kral Giges Efes’ten başlayıp Mezopotamya’ya kadar uzanan

Hazar denizi ve Karadeniz arasında bulunan dağlar.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Kral Yolu’nu yaptırmıştır.


• Ticaretteki bu gelişmeler nedeniyle

:Batı Afrika ticaret yolu için Kral Yolu (Büyük Sahra) maddesine bakınız....Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/lidyalılar|Lidyalılar]] tarihte ilk kez parayı icad ettiler.


• Lidyalılar M.Ö 547 yılında Anadolu’yu işgal eden Persler tarafından yıkıldılar.

Urartular


• M.Ö 900 yılında Doğu Anadolu’da kuruldu.

• Başkenti

Lidyalılar Batı Anadolu'da devlet kurmuş eski bir kavim. Asıl merkezleri, Menderes ve Gediz nehirleri vadileriydi. Ülke güneyinde Karya, doğusunda Frigya, batısında Eolya, kuzeyinde Temnos Dağları ile çevrilidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/tuşpa|Tuşpa]] (

Urartuların ilk başkentidir. Van Kalesi M. Ö. 9. yüzyılın ortalarında Urartu Kralı I. Sarduri tarafından yaptırılmıştır. Günümüze oldukça sağlam olarak ulaşan kalenin girişi kuzeybatıdadır. Girişin hemen batısında Sarduri Burcu (Madır Burcu) yer alır. Burada I. Sarduri tarafından Assur diliyle yazılmış çivi yazılı kitabeler mevcuttur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Van) şehridir.


• Maden işlemeciliğinde ilerlemişlerdir.

• Tarımla ve hayvancılıklada uğraşmışlardır. Van ovasını sulamak için yaptıkları su kanalları günümüzde bile kullanılmaktadır.



Van Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murad-Van bölümünde yer alan il. İl toprakları 42° 30’ doğu boylamlarıyla 37° 43’ ve 39° 26’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden Ağrı, batıdan Van Gölü ve Bitlis, güneyden Hakkari ve Şırnak, güneybatıdan Siirt illeriyle, doğudan ise İran sınırıyla çevrilidir. “Doğunun incisi” ismiyle anılan Van ilinde Türkiye’nin en büyük gölü bulunmaktadır. Trafik numarası 65’tir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Urartu Devleti M.Ö 600 yılında Medler tarafından yıkılmıştır.


İyonyalılar


• M.Ö 1200 yıllarında Yunanistan’dan göç ederek Ege kıyılarına yerleşen Akalar tarafından kuruldu.

• Akalar Ege kıyılarında 12 ayrı şehir kurmuşlar ve şehir devletleri halinde yaşamışlardır.

• En önemli İyon şehirleri

Urartu Devleti Doğu Anadolu'da yaşamış ilkçağ ulusudur, en parlak döneminde (M.Ö. IX. yy.) Hazar Denizi'nden Malatya'ya kadar uzanan alanda egemenlik sürüyordu. Başkenti Tuşpa (Van) idi. Devletin kuzey sınırları Erzurum ve Erzincan'a, güney sınırlarıysa Musul ve Halep'e kadar uzanıyordu. O yıllarda Ön Asya'nın büyük devleti olan Asur Devleti, Urartuların bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

İzmir,

İzmir, Türkiye'nin nüfus, sanayi, ticaret, turizm ve kültür yönlerinden üçüncü büyük şehridir.

Tarihi ve tabii güzellikleri ile de Türkiye'nin en güzel llerinden biridir.. 37° 45' ve 39° 15' kuzey enlemleri ile 26° 15' ve 28° 20' doğu boylamları arasında yer alır. Balıkesir, Manisa, Aydın ve Ege Denizi ile çevrilidir. İzmir, renkli bir tabiata, zengin bir tarihi mirasa ve bol ürün veren topraklara sahip bir ildir. Trafik plaka numarası 35'tir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Efes,

Efes, kuruluşu Cilalı Taş Devri M.Ö. 6000 yıllarına dayanan, İzmir'in Selçuk ilçesinin 3 km uzağında bulunan antik kent.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Milet,

Miletus (Milet): Milet, Aydın ili, Söke ilçesi sınırları içerisinde Söke’ye 30 km. uzaklıkta ve Akköy yakınlarındadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/foça|Foça]]’dır.


• Her şehrin başında ayrı bir kral bulunuyordu.Bundan dolayı hiçbir zaman güçlü bir krallık kuramamışlar ve ayrı ayrı şehir devletleri halinde yaşamışlardır.Siyasi birlik yoktur.

• İyonyalılar denizcilikte ileri gitmişlerdir.Ancak zamanla Lidyalıların,Perslerin ve Romalıların egemenliğine girerek kaybolmuşlardır.

İlk Çağ'da Anadolu'da kurulan devletlerde kültür ve uygarlık


Devlet Yönetimi


• İlk Çağ’da Anadolu’da kurulan bütün devletler krallıkla yönetiliyordu.

• Hititler’de kraliçelerde geniş yetkilere sahipti.

• Hititler’de Tavananna ünvanı verilen ana kraliçe, kral olmadığı zaman devleti kral adına yönetirdi.

• Hititler’de Pankuş adı verilen meclis vardı.Bu mecliste önemli devlet meseleleri görüşülürdü.Bu meclis gerektiğinde kral ve kraliçeyi yargılardı.Hatta mahkum bile edebilirdi.

• İyonlarda şehir devletleri yönetimi önce krallar sonra soylular, daha sonra demokratik hükümetler tarafından yönetilmiştir.

Din ve İnanış


• İlk Çağ’da Anadolu’da kurulan devletlerin hepside çok tanrılı dine inanıyorlardı.(Politeizm)

• Hititler’de tanrı sayısı çok fazla olduğundan Hititlerin ülkesine “Bin Tanrı İli” denirdi.

• İnanışlarına göre tanrılar aynen insanlara benzer ve insanlar gibi yaşardı.

• Frigyalılar tarımla uğraştıklarından bu durum dinlerine de yansımıştır.Frigyalıların en büyük tanrısı toprak ve bereket tanrısı olan Kibela’dır.

• Lidyalılar İyonlardan etkilenerek onların tanrılarına tapmışlardır.

• Lidyalılar,


...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Artemis,

Zeus ile Leto’nun kızı. Apollon’un kız kardeşi. Kardeşinden bir kaç dakika önce doğup Apollon’un doğumu sırasında annesine yardım etmiş. Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğa tanrıçası. Kardeşinden birkaç dakika önce doğup Apollon’un doğumu sırasında annesine yardım etmiştir. Annesinin çektiği acıyı gören Artemis evlenmemeye ve bakire kalmaya yemin etmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Zeus,

Yunan mitolojisi baştanrı. Tanrıların en büyüğü ve en güçlüsü. Babası Kronos'u tahttan indirerek yerine kendisi geçti.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Apollo gibi pek çok Yunan tanrısını İyonlardan alarak kendi tanrıları haline getirmişlerdir.


• İlk Çağ uygarlıklarından bazıları öldükten sonra dirilmeye inanırlardı.Bundan dolayı mezarlarını kayaları oyarak oda şeklinde yaparlar ve içlerine çeşitli eşyalar koyarlardı.

• Tanrılara kurban keserler ve tanrılarına yiyecek ve içecek sunarlardı.

Sosyal ve Ekonomik Hayat


• Anadolu’da kurulan İlk Çağ medeniyetlerinde insanlar eşit hak ve özgürlüklere sahip değillerdi.

• Ülke sosyal sınıflara ayrılmış durumdaydı. Hititler’de Kral ve ailesi, soylular, rahipler, askerler ve köleler olmak üzere sınıflar vardı.Bu sınıfların ayrı ayrı hakları vardı. Kölelerin ise hemen hemen hiçbir hakkı yoktu.

• Hititler’de sınıflar arası ilişkiler kanunlarla belirlenmişti. Mal sahibi olma, miras, evlenme, boşanma kanunlarla belirtilmişti.

• Frigyalılar tarıma önem verdikleri için sert kanunlar koymuşlardır.Sabanını kıran öküzünü öldürene ölüm cezası vermişlerdir.

• Lidyalılar kara ticaretine önem vermişler ve Kral Giges Ege kıyılarından başlayan ve Mezopotamya’ya kadar uzanan “Kral Yolu’nu” yapmışlardır.Böylece ticaret canlanmıştır.

• Lidyalılar parayı tarihte ilk defa icat ettiler.

• İyonyalılar deniz ticaretinde ileri gittiler ve Akdeniz ve Karadeniz’de koloniler kurdular.

Yazı, Dil, Edebiyat, Bilim ve Sanat


• Hititler ve Urartular
.Tümünü okumak için linke tıklayınız.

[[http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/çivi_yazısı|çivi yazısı]] ve resim yazısı (

Yazı, en genel tarifiyle, ağızdan çıkan seslerin, dolayısıyla sözcüklerin, kulak ya da jest yardımı olmaksızın, gözle görülebilen, bazen de dokunulabilen işaretler halinde biçimlendirilerek kaydedilmesini sağlayan araçtır.

İletişini Araçları ve Fikir Yazıları

İnsanoğlu varolduğundan beri, duygu ve düşüncelerini başka kişilerle paylaşabilmek için, çok çeşitli iletişim yolları bulmuştur. Bunların ilk örnekleri arasında, günümüzde dahi pek çok toplum tarafından kullanılan görsel işaretleri, y
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

hiyeroglif) kullanmışlardır.


• Lidyalılar,İyonyalılar ve Frigyalılar ise

Mısır yazısı (Hiyeroglif), çoğu nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700'den fazla işaretten oluşmuştu. Yanda görüldüğü gibi,her bir işaret, gerek özel bir nesneyi, gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi.Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa,sağa dönükse sağdan sola okunurdu.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Fenikeliler’den aldıkları alfabeyi kullandılar.


• Hititler Mezopotamya medeniyetlerinin destanlarını tercüme edip kullanmışlardır.

• Hititler tarih yazıcılığına önem vermişler ve Anal adı verilen yıllıklar yazmışlar ve bir yıl içinde meydana gelen olaylar tarafsız olarak yazılıp tanrılara sunulmuştur.

• Anadolu’da bilim ve sanatın gelişmesinde Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarının etkisi görülür.

• İyonya’da bilim ve sanat çok gelişmiştir.Bunun sebebi deniz ticaretiyle uğraşmaları uygarlıkların kesiştiği yerde olması bilimin zengin kişilerce desteklenmesi Ön Asya’dan gelen yolların bitiş yerinde olması bilimin gelişmesini sağlamıştır.

• Tales,Diyojen, Pisagor,Heredot,Homeros gibi bilim adamları İyonya’da yaşamışlardır.


  1. 15. yüzyıl ile 16. yüzyıl başlarında, bugünkü Meksika’nın orta ve güney kesimlerinde büyük bir imparatorluk kurmuşlardır.
  2. Büyük bir imparatorluk kurabilmelerinin temelinde, kullanılabilir tüm toprakların entansif biçimde ekildiği, gelişkin bir sulama ve bataklık kurutma sistemine dayalı olağanüstü tarım düzenleri yatar.
  3. Bu yöntemlerle sağlanan yüksek verimlilik, zengin ve kalabalık bir ülkenin doğmasını sağlamıştır.
  4. Taş işçiliği ve mimaride ileri gitmişlerdir.
  5. Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye sahiplerdi.
  6. Aztek kültürü kendisini, tarıma bağlı ekonomi, dokumacılık, çanak çömlek yapımı metalurjide başlangıç, sayılar, piramit şeklinde yapılar, takvim sistemi, resim yazısı, şehir devlet organizasyonu ve dini faaliyetlerde göstermiştir.


MAYA UYGARLIĞI
  1. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür..
  2. Mayalar astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık oluşturmuşlardır.
  3. Taş işlemeciliğinde ileri gitmişlerdir. Piramitler, tapınakları, saraylar, dikili taşlar, top sahaları
gibi büyük yapılar inşa etmişlerdir.
  1. Kullandıkları taş, genellikle kireç taşıdır.
  2. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir.
  3. Çömlekçilik ve seramik yapımında uzmanlaşmışlardır. Entansif tarım sistemlerini kullanmışlardır.
  4. Yazı, sayı sistemi ve “Uzun Hesap” denilen takvim sistemini oluşturmuşlardır.
  5. Şehircilikte ileri gitmiş ve birçok şehri meydana getirmişlerdir. Akarsu, dere, göllerde ve denizlerde kanolarla taşımacılık (denizcilik) yapmışlar ve ticaretle uğraşmışlardır.
  6. Kendilerine has dilleri mevcuttu. Yazıyı, sıfırı da içine alan bir sayı sistemini ve astronomiye dayanan takvimi kullanıyorlardı.


İNKA UYGARLIĞI
external image 140.jpg
  1. İnkalar, Büyük Okyanus kıyısına paralel uzanan And sıradağları üzerinde 12-16. yüzyıllar arasında yaşamış ve büyük bir imparatorluk kurmuşlardır.
  2. İnkaların yaşadıkları And Dağları'nın batı kıyısında çöl ve vadiler yer alırken kuzeydoğu kesimleri tropikal yağmur ormanlarıyla kaplıydı.
  3. İnkalar, şehirlerini ve kalelerini, dini inançları nedeniyle korumak ve savunabilmek için And Dağları'nın yüksek kesimlerdeki dik ve sarp yamaçlara inşa etmişlerdi.
  4. Taş işçiliğinde ileri gitmişlerdir.
  5. İnkalar bulundukları bölgenin coğrafi konumu nedeniyle güneşin hareketleri konusunda uzmanlaşmışlar ve güneş saatini yapmışlardır.
  6. Yüksek kayalıklara yerleştirdikleri elips şeklindeki altın yansıtıcılarla astronomik gözlemler yapmışlar, güneşin yıllık hareketlerini incelemişlerdir.
  7. Patates tarımını ilk yapan medeniyettir.
  8. Tarımda teraslama yöntemi ve diğer entansif tarım tekniklerini kullanmışlardır.
  9. Sözlü edebiyatları olup, yazıları yoktu.